Hamile bi kadinin basina gelebilecek en kotu sey bebegini kaybetmek sanirim. Ama kaybetme ihtimalinin sarf edilmesi bile yeterliymis bu zamanlarda insani sarsmak icin. Karsina gecip boyle cat diye soyleyebilirlermis "bebek olu dogabilir" diye. Sonra toparlan toparlanabilirsen dalganan hamilelik hormonlariyla birlikte. Bu sarsintiyi oyle bi yasa ki sonunda dibe vur, garip bi hisle geri cik, yapman gerekeni hemen yap. Karnindaki tekmelerden mi aliyorsun bu gucu yoksa o hep bahsedilen o yuce (!) annelik duygusundan mi. Cevabi biliyorum.
Ucuncu Dunya'nin Hikmeti
Hyde Park cevresinde oturanlar icin bi muammadir Third World Coffee'nin neden ucte kapandigi. Cevrede bu tur baska kafenin bulunmadigi, vizir vizir isleyen bi kafe neden erken kapatir? Adamin tok gozlulugunden, saglik sorunundan yahut ailevi sorumluluktan erken kapattigini dusunuyordum ben ama isin asli hic oyle degilmis. Dun sahibiyle konusurken laf arasinda bu soruyu sordum. Adam ne dese begenirsiniz? Musterilerin sabah gelip bi kahveyle aksama kadar oturdugu bi yer olmaya baslamis burasi ve "Daha az para kazaniyordum oyle oldugu zaman o yuzden erkenden kapatiyorum ben de artik" diye dusunuyormus aslinda. Adama gicik oldum ama bugun de geldim bakalim bundan sonra da gelmeye devam edebilecek miyim..
Ucuncu Dunya Kahvesi
Evden cikabilmek, kabugu kirabilmek adina yakinlardaki Third World Coffee'ye geldim. Hani buralarda adetten ya kafelerde calismak ben de ucundan kiyisindan yakalayayim modanin dedim. Hem benim icin cok kotu bi fikir de degil hani, evden cikip, yine rahat olabilecegim baska bi mekana gitmek, hem de buranin calisma saatlerine uymak zorunda oldugum icin yaymami engelliyor. Bi de evin iki blog otesinde, sirtimda cantayla ta okula kadar gitmeme gerek yok. Daha ozgur hareket edebilirim boylece. Betul'un Agustos'ta sinavi var, onunla da haftada en az bi gun beraber calismak icin sozlestik. Bakalim bakalim...
Ucuncu dunyaliyiz ya geldik kafemize diye dusunuyorum bi yandan. Kafenin ucuncu dunyalik bisiyi yok aslinda. Oyle tahta masa-sandalyeli bi iki koltuklu siradan bi yer. Kahveni daha cok bol kopuklu mu yoksa sutlu mu istersin diye soracak kadar kibar, guzel muzikler calacak kadar da zevkli.
Soguk Cay Iyidir
Neden mi? Cünkü üstünüze döktügünüzde 2 gün hastanede kalip, derinizin soyulmasina gerek kalmaz:). Ufak bi ev kazasi atlattik Salih'le. Ocaktan yeni inmis adacayini üstümüze dökmeyi basaran ben Deniz ve hem kendisini hem Salihcan'i hafiften yaraladik. O panikle hemen üstümüzdekileri cikartmayi akil ettik. Gerci ben bi an Salih'e bakip "Niye bu kadar bagiriyor anlamadim ki?" diye düsündügümü hatirliyorum :) Ama bi sn bile sürmedi bu düsüncem inanin :) Sonrasinda Salih'i hemen dusa sokmak aklima geldi neyse ki. Salih dustayken "Ben bi CVS'e (burada 24 saat acik bi eczane) gidip yanik merhemi alayim" diyordum hatta. Bi süre sonra taksi cagirip hastaneye gitmeye karar verdik. Taksiyi beklerken giyinme calismalarim cok da basarili gecmedigi icin Salih'e bi ara "Sen git, sana ne veriyorlarsa bana da ondan versinler!" dadinda cok pratik fikirlerle ortaya cikabildim.
Hastaneye vardigimizda buralarda hastanelerde giydirilen önlük gibi kiyafeti de giyince tam olarak tuvaleti gelmis sünnetlik cocuklar gibi etrafta dolasiyordum. Zira önlük üstüme degmesin diye bi elimle önlügü kaldirip bi asagi, bi yukari yürüyüp duruyordum hastane odalarinda. Morfin verilmesini beklerken yasli bi amca olan hemsiremin yanima koydugu bi sise su imdadima yetisti de acimi biraz olsun dindi. Morfinden sonrasi zaten süperdi :) Hastaneye aci icinde düsmüs herkese tavsiyemdir!
Iki günlük hastane maceramin icinde bir tanesi ilacli, bir tanesi canli canli (o hemsirenin suratini hala unutmuyorum!), bir tanesi de narkoz altinda olmak üzere toplam üc kere deri soydurma islemi; önüme getirilip, önümden kaldirilan yemekler, icecekler (ünümü duyan hastane kafeteryasi bana sicak cay getirmeyi yasaklamisti sanirsam :)); bol uyku ve dinlenme vardi. Simdi evde bacagi alcida insanlar gibi bacagimi sehpanin üstüne uzatmis, zaman zaman ayaga kalkip sekerek yürüyerekten bi dinlenme evresi geciriyorum. Haftaya kontrolüm var. Bakalim bakalim.
Bu da böyle bi animdir. Arz ederim.
Sikago'da son zamanlarda neler yaptik?

En azindan aklimda kalanlar bunlar.Simdilik..
Uyumlu Cift
Ne zamandir yazmiyorum, yavas yavas doldurucam yazmadigim günlerin biraktigi boslugu, o ara biriktirdiklerimi.
Haber üzücü ama kisiler neseli: Tokat'in Resadiye ilcesi civarinda ihtiyaclarini gidermek icin mola veren kamyonete saldiri olmus, bi kisi vefat etmis, 2 kisi yaralanmis. Yaralananlar evli bi cift: Nazim Sahin ve Nazmiye Sahin'mis. Tatli bi tesadüf diye düsündüm.
http://www.ntvmsnbc.com/id/25026321/
Amerika Üzerine Tezler - 1
Amerika Üzerine Tezler 1 cünkü muhtemelen gerisi gelecek diye düsünüyorum.
Her ne kadar Subway'de bana korku dolu anlar yasatsalar da Amerika'da siyah nüfusun daha eglenceli oldugunu düsünüyorum.
Subway'de neden mi korku dolu anlar yasatiyorlar? Ancak aksanlarini anlayip kendi aksanini düzeltip konusunca anlasabiliyorsun cünkü. Misal zeytin istedigimde "Do you want Onions(Aanins) or Olives(Aalivs)?" sorusuyla karsilasinca hemen agzini yayarak "Olives (Aalivs)" diye cevap vermek durumunda kaliyor insan.
Neden mi eglenceliler? Rengarenk kiyafetler giyip, enteresan enteresan makyaj yapip, oje sürüp, ritmik yürüyen bu insanlar eglenceli degil de soluk benizliler mi eglenceli sizce? Görecelilikten mi bilmiyorum ama beyazlar sanki daha bi beyaz ve soluk benizli geldi bana burda.
Ha bunlarin bi kere otobüste karsilastigimiz cok tatli siyah bi kizi severken, diger taraftan baska bi siyah kadinin bana arkadasina dönüp beni göstererek "Bizim yegene ne kadar da cok benziyor!" demesiyle hic alakasi yok. Hani bi sürü insan, bi sürü insana benzetti beni simdiye kadar ama böylesini daha önce hic görmemistim, bunu da gördük gecirdik, hos oldu.
Kütüphane
Bos zamanlarini kütüphanede geciren süper de bi insanim :P Saka bi yana cidden seviyorum kütüphaneleri. Elinin altinda kitaplar, ferah bi ortam, sirf ders calismak icin degil bilgisayarda konsantre bisiyler yapmak icin de harika mekanlar kütüphaneler.
Salih bana dolap tuttugundan beri (millet kat yat tutar, insanin akademisyen sevgilisi varsa kütüphaneden dolap tutar, bize de bu uyar :)) artik University of Chicago kütüphanesinin bi sakini oldum diyebilirim. Sabah geliyorum aksam cikiyorum yeri geldiginde. Insan bütün gün bi mekanda durunca cevresini inceleme kabiliyeti de yükseliyor.
Kütüphaneye gelmeye basladiktan bi süre sonra müdavimleri taniyorsun: her gün ayni masaya sabah 9, aksam 5 arasi oturan Cin'li eleman, koridorda cinsiyet ve ayrimcilik calisan Güney Amerika'li eleman, onun ilerisinde benim dolabimin oldugu bölgede oturan kel ama sakalli kütüphane sosyali (bunun arkadaslari da burda takiliyor, arada birbirinin yanina ugrayip hal hatir soruyorlar) insan...
Sonra kisilikleri incelemeye basliyorsun: Kimse umrumda degil kisisi: "Istedigim kadar rahat hareket ederim, torbamin icinde bisiy mi kalmis, hasir husur acarim torbayi hic istifimi bozmam, siz gelmeden önce de buralarin agasi bendim sizden sonra da ben olucam!" Aman kimseye bulasmayayim, kimse de bana bulasmasin kisisi: hücre tabir ettigimiz yerlere oturup, bütün gün kendi dünyasinda takilmayi seven kisiler bunlar. Müzik dinlerler, youtube'ü acip bisiyler izlerler ama bazi zaman da öyle bi konsantre olurlar ki biri dokunsa irkilirler.
Kütüphanenin bi de vardiya sistemi var: kimileri gündüzcü, kimileri gececi. Gündüzcüler "Bütün gün calisirim, isimi yapar evime dönerim, belki spora giderim sonradan, keyfim bilir. Bütün gün calistim ya icim rahat" kisileridir. Gececiler ise "of ya hic calismadim kac gündür, cok calismam lazim, vakit de yok. Enerji icecegi, yiyecegi bilumum maddeleri yanima alayim, kitaplari yigayim masaya, sacimi örüp gözlügümü de taktim mi tamamdir! girdim calisma moduna, kimse beni tutamaz!"
Ben bunlardan hangisi miyim? Hic biri ya da her biri (aga olani haric :) bi ünlü düsünürün dedigine gibi: agalari sevmem, seveni de sevmem :)). Bazen hücreme gidip, icime gömülürken, bazen gayet güzel ortak masalara oturup yapacagimi yapip cikiyorum aksam olunca kütüphaneden. Gececilige düsmemek dilegiyle.
Tango
He bi de dün itibariyle tango derslerine basladik. Yillardir bi türlü ayni sehirde yasayamadigimizdan gidemedigimiz, hep hayalini kurdugumuz Arjantin tango. Ilk ders sonucu benim icin hüsrandi. Zira önümü göremedigim, sürekli tabi oldugum bi dans yapmak garip geldi. Ha kontrol manyagi bi kisiligim yok cok sükür ancak itatkar da sayilmayan bi bünyeye sahibim malesef. Yedege flamenkoyu koyup, sabredip deneyip görecegiz.
